Yatmaya hazırlanmış son bir kez kiralık ev ilanlarına göz gezdiriyordum. Şöyle eski püskü ama yeni bol güneş alan, kullanışlı ve karakterli bir ev arıyordum.
Kendi kendime söylenerek son bir kez ilanları taradım.
‘Hayalimdeki evde biri yaşıyorsa şayet, tayini falan çıksın da gitsin, ev bana kalsın.’
Filtreleri belirliyordum ki emlakçı aradı.
“Ayça Hanım, tam istediğiniz gibi bir ev buldum. Güneş gören, eski ve hala ne olduğunu anlayamasam da istediğiniz gibi karakterli olduğunu düşünüyorum.’
Ertesi gün, anlaştığımız saatten yarım saat önce gelip mahalleyi inceledim. Gelip geçenler telaşsızdı.
Yaş ortalamasının yetmiş olmasının bunda payı olmalı diye düşündüm. Bu kış gününde sokaktaki tek renk,
kargocunun elinde taşıdığı trendyol turuncusuyla, bol yaprakların arasına gizlenmiş mandalinalardı. Bankların çokluğu ve kasket takan
“buralı” orta yaş adamlar, tuhaf bir modernlik ve güven hissi veriyordu. Apartmanın önüne geldiğimde, giriş bölümünün ikiye ayrılan ve
basamaklarla uzayan kısmında benim için serilmiş kırmızı bir halıhayal ederek gülümsedim. Tek atışta bulmayı hedeflediğim,
kentsel dönüşümden kendini kurtarmış evim için birkaç ilahi onay daha arıyordum. İlanın olduğu dairenin balkonundan sarkan yeşillere
görür görmez vuruldum. Balkonun kendiliğinden saksılığı vardı. Betonu yaparken oluşturulmuş derin çiçek dikme yerleri.
Beni içeriye sürükleyecek bir işaret arayarak etrafıma bakındım. Girişte sprey boyayla şu yazılıydı:
“Evrenin senin için bir planı var.”
Emlakçı gelince ışıl ışıl gülümsedim. Ağzındaki eksik dişlere rağmen iltifatlarla doluydu; müşteriler arasında beni öncelikli tuttuğunu
anlatıp etkilenmemi ve minnet duymamı bekleyerek kısa bir an sustu. Yüzümü detaylı inceliyordu. İçimden söylendim;
‘Sakin ol, alt tarafı bir yüz’
“Kısıtlı vaktim var,” dedim. Bozuldu.
Önden buyur etti. Merdivenleri ikişer ikişer çıkmaya başladım. Yerler çeşitli taşların birleşiminden oluşuyor gibiydi.
O kadar eskiydi ki basamakların güzelliğiyle çarpılıyordum. Duvarlar temizdi. Her dış kapının önünden geçerken insan profilleri
hakkında istemsizce fikir yürütüyordum. Bu beynimin arka fonunda konuşan kadın hiç susmaz mı? Paspasın eskiliğinden duvar süsüne,
kapının renginden kerata asmalarına kadar her şeyi kayda alıyordum. En eski ahşap kapıyı ardımda bırakırken ara katta eski bir komodin
duruyordu. Üzerinde bir vazo. İçinde ucuz yapay çiçeklerden. Tozlu.
Aklıma eski kayınvalidemin hastane günlerinden biriktirdiği asla atmadığı çirkin çiçekleri geldi. Bunu bu vazoya koyan kendihayatına neler
yapmıştır acaba? Neleri kaçırmıştır? Bütün ön yargım zihnime hücum etti. Bunu koyan da kesin bir kadındı ve artık komşusu bendim.
Sanki apartman sedyede yatan bir hasta gibiydi elektroşok verilirse bir anda canlanıp belki yirmi yıl daha yaşayacak olanlardan.
Ev sahibinin kızı olduğunu öğrendiğim kadın bizi kapıda karşıladı. Kapıyı neredeyse duvara değecek şekilde sonuna kadar açmıştı.
Bu kadını sevdim. Çünkü insanın kapı aralığı kalp aralığı gibigelir bana hep.
‘’Nefes nefese kalmışsınız asansör bir kaç gün içinde yapılır meraklanmayın’’ dedi.
‘’bozuk muydu?’’
Farketmedim bile her zaman merdivenleri tercih ederim. İçimden kendimle konuşurken onlara otuz iki diş sırıtarak‘merhabaaa’
diyerek
civciv gibi şakıdım.Gözüm içeride bir bacağı alçıda oturan huysuzluğu yüzüne yansıyan ihtiyar kadına takıldı. Tam o sırada kızı ayaküstü
açıklamaya girişti;
‘’Annemi bizimle yaşamaya ikna edemiyorduk evi de daha yeni yeniledik fakat bir anda yolda yürürken ayak burkulmasıyla bileği kırılıverdi.
Aynı gün alçıya alıp evi ilana koyduk ilk size randevu verdik.’’
Huysuzun yüzüne bakamadım. Sadece tayinin çıksın ev bana kalsın diye dilemiştim, sana uyacağı şekli böyleymiş. Ne yapalım?
Kendi kendime söylenirken ağzımı uzatarak kınadığım tüm o kadınlar gibi
‘’Ayyy çok geçmiş olsun’’ dedim. ‘’Büyük talihsizlik olmuş. Vardır bir hayır.’’ diyerek tatlı tatlı gülümsedim. İçeri adımımı atmamla
antrenin salona açılan kısmındaki çift kanatlı kapıdaki vitraylar gözüme ilişti. Vitray. Bayılırım.
Ev iki kuşağın çatışması gibiydi.
Yaşlı kadının anıları ve zevkleri ile kızının elinin değdiği modern dokunuşlar.
Vitraylar bu savaştan hasar almadan çıkmışlardı. ilk günkü gibi. Kapının ahşap çerçevesi verniklenmiş ve zımparayla yenilenmişti o kadar.
Bal peteği desenicamlara elbette kıyılmazdı. İstemsizce uzanıp yeni sürdüğüm yeşil ojeli ellerimle kabartmalara dokundum.
Kızı hemen açıkladı:
‘Annemi değiştirmeye ikna edemedik.’
Büyülenerek; ‘’çok güzel’’ dedim.
Huysuz bir anlığına yumuşadı. Zevklerimizin ortaklığı ile müttefik olmuştuk sanki bir an için. Gözlerinden bir anlığına direnişinden ona
kalan gurur ve bilmişliklekarışık ifade mi geçmişti? İkea çervelerinin içinde sapsarı açık renk retro resimler ve siyah beyaz mazi süzülüyordu.
Büyükçe bir çerçeveye dört resim sığdırmış boşluk kalan yerlerinden ikisi biraz yamulmuştu. Bu direniş de beni gülümsetti. İhtiyarın o dönemden
kalma bu çerçeveye uyacak fotoğrafları nasıl olsundu? Çocuklarından çok eşiyle fotoğrafları vardı. Her yerde. Yere bile çerçeve koymuştu.
Dışarıdan oraya buraya öylesine yerleştirilmiş gibi görünseler de bence huysuz baktığı her yerde görebileceği şekilde konumlandırmıştı.
‘Eşiniz mi?’ diye sordum.
‘Evet’ derken özlem dolu tebessümüyle göz kenarları kırıştı. Gözlerinden gelip geçen duyguları görmemek mümkün değildi.
En çok onu özlüyordu.
‘Ben de bir gün böylesine sevebilecek miyim?
’Feminist düşüncelerim, duygularımın altında pelte kıvamına geldi..
Kızı evi gezdirmek istedi. Ortak banyo ve bir ebeveyn banyosu vardı. Bu eski binada tek ebeveyn banyolu daire burasıydı.
Duşa kabinin içinde duvara yapıştırılmış kancaya el örgüsü mavi beyaz renklerde lif asılmıştı. Huysuz’un lifi. Kendimi örmüştü acaba?
Evi tadilata almış en iyi malzemelerle yenilemişlerdi. Yatak odası modern görünse de beyaz duvarlara asılmış tül perde Huysuz’un
direnişinden sağ çıkmıştı.Modern bazalı yatağın başlığı ise yine eski ile yeninin savaşından galip çıkanlardandı. Gitgide Huysuz’a sempati besliyordum.
Bunları düşünürken fark ettim ki, evi gezerken içine kendimi koymuyor her yerde Huysuzdan kalma parçaları arıyordum. Holde hasır bambu halı vardı.
Çok güzel görünse de içten içe Huysuz’un bu halıyı hiç sevmediğini anladım suratının hoşnutsuzluğunu hayal ederek yine kendi kendime gülümsedim.
Resmen eğleniyordum.
Mutfakta gül kurusu renkte lake dolaplar parlıyor, bütün odaların kapıları amerikan usulü dümdüz beyaz çevreleriyle salonun vitraylı vernikli
kapısına tezat oluşturuyordu. Doğalgaz hattı dışarıdan çekilmiş bu nedenle ocak hala tüple çalışıyordu.
Tüp mü? Olsundu.
Mutfakta da bir tek eski tip küçük bir avize kalmıştı yaşlı kadına ait olan. Bir de tüp.
Tüp bitince nereden temin edebilirim? diye sordum salona doğru geçerken.
Huysuz hafifçe uzandı gözlüğünü burnunun ucuna indirerek yan sehpadan bir defter aldı.
Sayfaları karıştırdı, sonlara doğru durup eliyle bana uzattı. ‘’Burada yazıyor telefonuna kaydet’’ dedi. Defteri kapattığımda lacivert renkte
kalın kapağının üzerinde Fihrist yazıyordu.
Yanına oturdum teşekkür ettim. Biraz yüzünü inceledim. Avucunu avucuma aldım. Ellerin üstü çillenmiş bir kaç tane de açık renkli lekeler oluşmuştu.
‘Eviniz çok güzel. Söz veriyorum emanetinize iyi bakacağım’ dedim.
Bilerek emanet kelimesini vurguladım. Böyle insanlar için zordur evini açmak. Hele kiralamak ne demek? Mahremine girmiştim.
Yabancıydım.Tehlikeliydim. ‘Duldum’ Eve kimin girip çıkacağı belli olmazdı. Memur değildim kirayı aksatırdım. Geceleri sabaha kadar müzik dinler
gündüzleri uyurdum. Temizlikten anlamaz yeni verniklenmiş kapısını çiziverirdim. Dışarıdan hazır yemekler söyler bir reçel kaynatamazdım.
‘Yüzün güleç’ dedi.
‘Bir insanın yüzü güleç olsun gerisi hallolur.’
Kendimi tutamayıp bir anda sarılıverdim Huysuz’a. Kıkırdadı.
Evet koca kadın kıkırdadı. Birbirimizi sevmiştik. İki gün sonra bir yıllık sözleşme imzaladık.
Aradan iki yıl geçti.
Huysuz iyileşti ama beni çıkarmaya kıyamadı.
Bu evi çok sevdim. İçimde her an kabarmaya hazır yanımı yatıştırdı.
Balkondan sarkan çiçeklerine iyi baktım, mutfakta kızılcık reçeli kaynattım, vernikli yerleri nemli bezle özenle sildim.
Çerçevelere resmini dolduracağım adamı bulmayı bekledim.
