Dün babamın ölüm yıldönümüymüş.
Ben her yıl böyle unuturum. Hep sonradan…
Hatırlanası bir gün değil ki. Dünyamın başıma yıkıldığı,yalnız kaldığım,binlerce öpücükten uzak olduğum bir an.
Aylarca eve kapanmışım… iki yıl sonra bir gün mutfakta salata yaparken Teoman’ın Çoban Yıldızı şarkısı ile bencilliğimden ve kendi
hasretimden arınıp o’nun penceresi ile çarpıldığım an’a kadar.
şimdi ölmek istemem.
yüzme bilmeden
deniz görmeden
sevişmeden daha…
Ölümden korktun mu baba? Hazır mıydın? Daha kırk dokuz yaşındaydın… Oha..! dedim. Gözyaşlarım doğradığım marulu ıslatırken. Ahşap doğrama tahtasında ağlayarak devam edişim salataya…
Akşam yemeğine hazır olması gerek. O an büyük bir aydınlanma yaşamam akşam yemeğinin kurulmasından önemli değil çünkü.
Böyle öğrendik. Sus. Belli etme. İçinde yaşa.
Babamı anlatamam. Zorlanıyorum. Çok babam var. Benim babamı mı anlatayım? Annemin kocasını mı?
Eş,dost, akrabanın bildiğini mi?
Hovarda gönlünün zenginliğini mi?
Ama beni şu saatte ağlatan,onu hep özlemem sanırım beni çok sevdiğinden.
Sonra düşünüyorum onu tanıyan herkes böyle düşünmüştür. Herkese kendini özel hissettirirdi.
En azından benim için, sağlam döverdi ve sağlam severdi.
Benimle ağlar,evde olduğu az zamanlarda saçlarımı kuruturdu.
Sıkı çekişmeli boşanmalarından sonra annemden de babamdan da nasıl ebeveyn olunamayacağını öğrendim.
Öğrendim sanırdım. Budala Hasret.
Bir torba travma ile. Gecenin ikisi böyle ellerim kucağımda kalakaldım işte.
Babamın bana sarılmasına,öpmesine,varlığına ihtiyacım var.
Dün yıldönümünü unuttum. Ne oldu? Hiç.
Yoğunluk,özlem ve binbir hasret benimle.
Hep yetersiz kaldığım bir platform ebeveynlik.
Koca kadın oldum. Sevdim,sevildim.
Ama bu gece seni anarken ben çocuğum.
Gözlerinin kenar çizgilerinin tebessüm ettiğinde nasıl kırıştığını bilen bir çocuk.
Ağzının kenarının kıvrılmasını bilen,
Mutlu yüzünü hatırlayan ve seven o çocuk…
Ben aslında nasıl ebeveyn olunamayacağını öğrendiğimize dair bir yazı yazacaktım.
ama seni çok özledim baba. Yazamadım.
Sen gittiğin gün,benim evim yok olmuş.
Dönebileceğim bir yer yok olmuş.
Bir gün dönmek istersem diye…
Ben de dönülemez bir dünya kurdum kendime.
Evim, benim artık baba. Hep kendime dönüyorum şimdi…
Son sözlerin: ‘çocuklarıma doyamadım’
çok acı değil mi?
bir yandan da aşırı duygusal benim için.
Gurbet,Hasret,Sıla koydun adımızı.
Bir tane daha olsaydı ne koyacaktın diye sormuştum.
‘Kader’ dedin.
Neden baba?
Sen hep benim babamdın da,
Önce insandın,
Sonra erkektin,
Sonra babaydın.
Ne yaşadın? Ne yaşayamadın?
Ben şimdi kucağımda bir torba tramva ile ne yapacağımı bilmiyorum.
Seni ne zaman özlesem,ansam bir kelebek gelir uçar etrafımda.
Tesadüf olamayacak kadar yaşarım bunu.
İnsan annesinden kendini nasıl seveceğini öğrenirmiş.
Babasından ise,başkalarını nasıl seveceğini.
Benim hiç sınırım yok baba.
Nasıl bir miras bıraktın bana?
Adın Nadir.
Nadir, bir insandın. Şahsına münhasır.
Senin için iyi veya kötü her kelime ile hemhal olabilirim.
Uğurum derdin bana.
Senden geriye çok şey kaldı.
Teşekkür ederim.
Teoman çalıyor fonda.
‘Çoban Yıldızı’
Her neredeysen…
Seni seviyorum.
Hiçbir yere ait hissetmiyorum.
Haydi gel,
Sofra kurayım sana…
Yeşil fasulye pişireyim. Seversin sen.
Öldüğün gece rüyamda yemiştin en son.





