Yoga’nın sosyal kısıtlama ve ahlaki kurallarından, Ashimsa : Şiddetsizlik. Bununla ilgili günlük yazmaya başladım. 10 günlük bir yazı. Sizlerle ikinci günümden kendi yazımı ve fikirlerimi paylaşmak istedim.
Şiddetsizlik üzerine epeyce düşünürken gün içinde yaşadığım bir an beni şiddetsizliğin nasıl şiddete dönüşebileceğini düşünmeye itti. Etrafımızdaki şartlar ne olursa olsun maddelerden çok insanlara göre düşünsel algımız ağırlık gösteriyor. Şöyle ki; sabırlı bir insandan daha sabırlı olmasını daha kolay istiyoruz. Nasılsa yapabiliyor diye.
Birinin bir şeyi yapabiliyor olması,yapmasını gerektirir mi?
Örneğin, iş yerinde çalışanlar arasında anlaşmazlık çıkınca huysuz olana ‘dur’ demek yerine sabırlı olana ‘olsun,idare et,boşver onu biliyorsun alttan al’ gibi cümleler sarf etmiyor muyuz?
Çocuklar arasından hep uyumlu olanı markete göndermiyor muyuz?
Çalışkan birine hasta bile olsa ‘şu elindekini bitir öyle dinlenirsin’ demiyor muyuz?
İşler kızışınca şiddet olmasın diye şiddetsizlik yükünü en alim olana pay etmek şiddet olmuyor mu?
İlk kez ‘bu saçları değirmende ağartmadık’ sözünü şiddetsizlik ile bağlayarak betimliyorum zihnimde. Değirmendeki taşlar eze eze öğütülüyor mu? O saçlarda;ezilen duyguların,pek çok susuşların,şiddetsizlik için sükûtu taşın altına vermişliğin beyazlığı mı var?
Çıkardığım ders:
*Bugünden itibaren sessiz,içine kapanık,idareci insanlarla birlikte olduğumda dinleyici ben olmaya çalışacağım.
* Onlara sorular sorarak sesleri daha çok çıksın diye uğraşıp o sessizliğin altında yatan susuşların sonucu gözlem yeteneklerinden faydalanacağım.
*Onlara karşı daha nazik olacağım.
*Şiddetsizlik için bir daha susmayacağım.




