Bar tenha sayılırdı. Arada tek tük gelenler kapıdan bakıp oturmadan geri dönüyordu. Böyle boş olunca barın ışıkları büsbütün çok geliyordu göze. Caz giderek ritmini artırıyordu. Alt tabaka pek barınmaz burada. Caz seven kalite sever, çoğu paralıdır. Üç yıldır bu tür barlardan kaldırdığım “kurban” sayısı öğretti bunu bana.

Yaklaşık kırk beş dakikadır beni süzen kadına atlamamak için direncimin sonuna geldim sayılır. Böylelerinin dikkatini ilgisizlik çeker. Gayriihtiyari döndüm ve gözlerimiz kenetlendi. Göz kapaklarımı kırpmadan yüzümü hafif tebessüm verecek şekilde yumuşattım. İlk görüşte aşk gibi. Sonra içer gibi süzdüm onu oturduğu yerde. Gözlerimle soydum adeta. Gözlerimiz tekrar buluşunca dişlerini gösteren kocaman bir gülüşle ödüllendirildim.

Hemen bir içki yolladım: Skinos. Şeffaf Yunan likörü. Tekila zannedecek ama gırtlağından aşağı tatlı tatlı süzülürken şaşkınlığı yerini davetkârlığa bırakacak. Ah kadınlar… Güzel hatlarımın, uzun boyumun, iyi giysilerimin altında yatan bu yırtıcıyı nereden bilebilirsiniz ki? İçtikten sonra dudaklarını yalayarak şaşkınlık ve memnuniyet arası bir işaret yaptı. Bir Skinos daha gönderdim. 

Loş ışık ve iç gıdıklayan melodiler eşliğinde bakışırken barda yanımdaki sandalyeyi işaret ettim. Arkadaşlarına beni gösterip bir şeyler fısıldaştılar, hemen gelip yanıma oturdu. Salak. Çok güzel bir salak. Neşeliydi. Ben barın gediklisi, o ise bara arada bir uğrayan yalnız kadın olarak tanıttık kendimizi birbirimize. Birbirimizin kulağına hafifçe eğilerek konuşuyorduk. “Saçların çok güzel kokuyor” dedim. Çiçek gibiydi. Yazık olacak.

Elimi tuttu. Dizlerime doğru indirdi. “Affedersin,” dedi, “Sarhoşum galiba. Beni çok içirme n’olursun.” Sarhoş olsaydım keşke diye yalvaracaksın bebek. Sohbet hızlıca akıp gidiyordu; anlaşılan yakınlarda oturuyordu. Hiç bu konunun üzerinde durmadım. Bir ara etrafına bakar gibi oldu. “Hava almak ister misin?” diye atıldım. “Lütfen,” dedi.

Barın önüne çıkınca başını havaya kaldırdı; gökyüzüne doğru bakıp derin bir nefes aldı. “İyi geldi,” dedi. Uzattığı beyaz boynunu görünce ağzım sulandı. Rüzgâr kokusunu dağıtınca çiçek kokusunu içime çektim. O kadar lezzetli görünüyordu ki bu kez dişlerimle parçalamak istedim etini.

Ağır adımlarla yürüyorduk. Sokaklar boş sayılırdı. Kalbimin ne kadar kırıldığını, artık kimseye güvenemediğimi anlattım. Destek olduğum sosyal sorumluluk projelerinden bahsettim. Kadınların ışığının dünyayı daha güzel bir yer hâline getirdiğini anlattım. Tıkır tıkır işliyordu ezberim.

“İçkiden mi senin yüzünden mi bilmiyorum ama başımı döndürdün,” dedi.

 “Evine bırakabilirim istersen,” diye teklif ettim. Çapkın bir gülümseyişle 

“Sana gidelim,” dedi. 

Vay be. Çabuk oldu. Sanılanın aksine kadınlar daha istekli oluyor. Çoğu zaman sadece ikna edilmeye ihtiyaçları oluyor. Ya da böyle ne istediğini bilip uğraştırmayanlar… Taksi çevirdim. Yirmi dakikalık mesafede elimi bacaklarının arasına sokup okşamaya başlamıştım bile.

Eve varınca tutkusu azalmış gibiydi. Sakin ve dikkatlice evi incelemeye başladı. Bu duruma alışkındım aslında. Temiz ve düzenli bir erkeğe az rastlanıyordu; hepsi böyle demişti. Tuvalete gittiğinde yeşil elmalı martini yaptım. Her zaman fark yaratırdım. Özel hissettikçe orgazmları da yoğun oluyordu. Döndüğünde bakışlarındaki o kendinden emin ve arzulu ifade geri gelmişti.

İçkisini yutarken hafifçe inleyip dudaklarını yaladı. Beni takdir ederken eğildi ve öpüşmeye başladık. Kucaklayıp yatağa götürdüm. Başka yerde olmazdı. Bıçağım sağdaki yastığın altında bizi bekliyordu. İçine boşalmadan hemen önce boğazını kesecektim. Onun kanı bana fışkırırken ben onun içine akacaktım. Heyecanlandım.

Bir anda müthiş bir acıyla her yer karardı.

Gözlerimi açtığımda ellerim ters kelepçeli, sorgu odasındaydım. Başım fena zonkluyordu. Bir gün bunun olacağını biliyordum. İşte o gün gelmişti.

“Neden burada olduğunu biliyor musun?” diye sordu göbekli olan. 

“Evet,” dedim ışıktan gözlerimi kısarak. 

“Altı adet kadın cinayetinin zanlısı olarak tutuklusun,” diye gürledi. 

“Altı” derken üstüne basar gibi vurgularken ağzından tükürükler saçtı. 

“Yirmi bir,” dedim.

Biri kadın ikisi erkek sorgu memurları önce birbirlerine, sonra bana baktı anlamaz halde. 

“Yirmi bir kadını öldürdüm,” dememle zayıf olan üzerime saldırdı. O anda kapı açıldı; birileri gelip onu sakinleştirmeye çalışarak dışarı çıkardı. Sorgu odasında iki polis memuru kalmıştı.

“Neden ve nasıl?” diye sordu kadın memur. O an dank etti. Bu oydu. Son kurbanım. Anlaşılan polis bana kumpas kurmuştu. İyi oynadı kaltak.